22 Ekim 2013 - 14:48
Ölüm Bir Kez, Ağıt da Bir Kez

Allah'ın adıyla Ortadoğu haberlerini öyle çok sık takip etmek gerekmiyor artık. Hatta hiç takip etmeden de kimin hangi gösteriyi sergileyeceğini, hangi replikleri tekrar edeceğini az çok artık herkes kestirebilir hale gelmiş olmalıdır. Ortadoğu bölgesi, her hafta kurulan semt pazarları gibidir. Her pazarcının sattığı malı ne kadara ve nasıl sattığını üç aşağı beş yukarı bilirsin artık. Tek değişen onları yöneten gücün fiyat politikalarıdır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Emperyal güçler neyi belirlerse ona göre yaşamak zorunda olunulduğu bu kapitalist düzeni ve 20. yüzyıl Firavununu “Kan kılıca galiptir” sloganıyla deviren İmam Humeyni, asla statüko karşısında çekingen olmadı.  Küresel siyasetçilere karşı hakkı savunmaktan çekinmedi. Doğu olsun Batı olsun, İslamiyetin kesin doktrinleriyle bağdaşmayan hiçbir hükümeti, düşünceyi, sistemi ve gücü ne pahasına olursa olsun kabul etmedi ve küfür saydı. Çünkü İmam’a göre “Ölüm bir kezdi, Ağıt da bir kez”. (Ayetullah Seyyid Ali Hamanei, Güneşe Övgü, Feta Yayıncılık, İstanbul 2013). Allah’tan başka korkulacak, endişe edilecek, peşinden koşulacak hiçbir şey yoktu. Hiçbir durum, hiçbir değişken, hiçbir teori, hiçbir akım, hiçbir denklem İslamiyet’in getirdiğinin üstünde olamazdı. O, Arş Ehli olan Ehli Beyt İmamları gibiydi; kesin ve açık, cesur ve net, izzetli ve korkusuz. 

Bir yanda vahdeti esas alan ve “Kafirlere karşı çetindirler, kendi aralarında merhametli.Fetih/29” ayetini bütün siyasi hayatı boyunca ilke edinmiş ve gerçek anlamda özgür bir Mümin olan İmam Humeyni gibi yüzlerce devlet adamını çıkaracak kapasiteye sahip Ayetullahlar diyarı İran, diğer yanda kardeşini nasıl satacağını, onun cesedi üzerinden ne kadar pirim toplayacağını düşünen korkak, güveni sıfır, endişeli, cahil, kendine bile saygısı sıfır, efendisine her anlamda tabi olmak zorunda olan Sünni Müslüman devlet adamları sürüsünden oluşan köle devletler zinciri. 

Bu köle devletlerin dip dibe yaşadığı, kirli pazarlıkların ve sıkı satışların kıran kırana döndüğü Ortadoğu Sünni pazarının masalını artık 21. yüzyılda acaba bir gelişme var mıdır diye hergün merak etmeye hiç gerek yok aslında. Çünkü tarihler ileri sararken, dini genleri aynı, liderleri aynı, telaşları ve gayeleri hep aynı olan bu bölgenin yenisi olmaz, sadece nesilden nesile anlatılacak olan tek düze bir korku masalları vardır. O da kısaca şöyledir:

1.        Türkiye, Osmanlı’nın emperyalist emellerinden ve zaten var mı yokmu belirsiz bir din kimliğinden sıyrıldı sıyrılalı miras yediliğin vermiş olduğu bir vurdumduymazlıkla da elindekini avucundakini tükettikten sonra köşesinde dilencilik yapmaya başladı. İhsan elini ona kim uzattıysa onun düdüğünü çaldı.  Ecdadı Osmanlı’yı yenen Avrupalılara karşı hep bir aşağılık kompleksi taşıdı. Eskiden efendisi olduğu İslam dünyasından koparılıp hafıza kaybına uğrayan bir meczuba döndüğü için ve arada gidip gelen aklı hep yenilgisini hatırlattığı için İslami kimliğinden sonsuza kadar nefret etti. Sadık bir köle olması için de Avrupa onu tam Avrupalılaştırmadığı için de iki dünya arasında gel git aklıyla hep itilip kakıldı. Köyün delisiydi yani. Ya da Flying Dutchman (Amerika) gemisinin demir başı haline gelmiş ucube bir yaratık.

2.       Arap ülkeleri ise, Osmanlı gibi Arap olmayan bir ırk tarafından yönetilmenin ve sömürülmenin acısını unutmayıp Osmanlı’nın düşmanı dostumuzdur inancıyla önlerine çıkan her kurtarcıya (!) bel bağladılar. Sonra bu kurtarıcılar onların kaderini belirlediğinde herkes kendi derdine düştü. Zaten incir çekirdeği kadar bir dini bilgiye sahiplerdi, onu da işgalciler erittiği için birbirlerine karşı aidiyet duygusunu da kaybettiler ve 1 asır sonra Ortadoğu Sünni Müslümanları artık tamamen mutantlaşarak yarı robot yarı hilkat garibesi haline dönüşerek, hissizleşip, birbirlerini gözlerini kırpmadan hunharca öldüren bir kıyım makinesi haline geldiler. The Wolverine II,  Dikkat! 18+, şiddet ve korku içerir.

3.       Birisi azınlıklar mı dedi.. Kuzum zaten azınlıklar yönetmiyor mu bu mutantlaşmış çoğunlukları?  

 Ben yine de merak edenler için aynı çizgide seyr eden birkaç Ortadoğu haberi topladım. Yeni bir şey yok kusura bakmayın. Sıkıcı ve tek düze!

1. Mutantlaşmış Arapların kaçırdığı Lübnanlı rehineler bilindiği üzere dün evlerine gönderildiler. Her ne kadar henüz tam olarak konuşmasalar da içlerinden Ali Turmus, kaçırıldıkları günlerde kendilerine “ Sizin hakkınızda Erdoğan karar verecek” diyerek baskı yaptıklarını ve ailelerini telefonla arayarak onlardan Suriye ve İran konsoloslukları önünde protesto gösterisi yapmalarını istediklerini ve haklarında daha önce çıkan video kayıtlarının tamamının baskı altında alındığı için hiçbir şekilde gerçekleri yansıtmadığını belirtmiş. Maruz kaldıkları psikolojik işkenceden ve baskıdan ötürü konuşmakta güçlük çektiğini belirten Turmus ve diğer arkadaşlarının ilerleyen günlerdeki açıklamaları maalesef Türkiye hükümetinin ta başından beri bir mafya ülkesi gibi kirli oyunlara gönüllü bir şekilde dahil olduğunu ispatlayacak yönde olacaktır.

2. Suudi Arabistan, üç yıldır Güvenlik Konseyi’nin geçici on üyesi arasına girmek için çalmadığı kapı kalmamışken müjde kendisine iletilince vazgeçtiğini ve bu üyeliği istemediğini duyurmuş. Önce dostu Taliban hükümetinin Afganistan’da düşürülmesi, sonra Saddam’ın İran karşısında bitirilmesi ve son olarak da Suriye’de İran’ın muzaffer olması da yetmiyormuş gibi bir de peşinden koşulmasına sinirlenen Suudi Arabistan belli ki Türkiye gibi sıfır toplamlı bir oyuna başından girdiğine bin pişman. Ama fazla naz aşık usandırır, o da bunu bildiği için el mahkum diğerleri gibi o da yelkenleri indirecek.

3. Ama son bir aydır çıtası yükselen bu hoşnutsuzluk aslında karşılıksız değil. Lübnan’daki eski Amerikan büyük elçisi Jefri Faltman’ın geçen günlerde Suudi Arabistan’ın Lübnan’da yeni bir hükümetin kurulmaması için büyük çaba sarfettiğini eliştirerek, “Suudi Arabistan’dan daha iğrenç ve daha kötü bir ülke tanımıyorum!” sözlerini sarfetmesine çok geçmedi ki, Uluslar arası Af Örgütü Suudi Arabistan’da insan hakkı ihlalinin artık göz ardı edilemeyecek boyutta olduğunu bildirmiş. Elbette Uluslar arası arenada hiçbir açıklama, hiçbir eylem, hiçbir suçlamanın zamanlaması asla tesadüf değildir. Ve reel politikada “Ameller Neticeye Bakar, Niyete Değil”. Bahreyn ve Filistin sanki Mars gezegenindeki şehirlermiş gibi davranarak buradaki katliamları ve yıllardır süregelen insan hakkı ihlalini günün birinde hiçbir zaman anmayan bu örgüt, Suudi Arabistanı bu mübarek aylarda liste başına çekmişse belliki Arabistan’ın suyu nükleer enerji sayesinde artık ısınıyor. Ya aklını başına devşirip Amerika’nın çektiği hizaya o da gelecek, ya da Arap Baharı (!) monitörlerinin kendisine yönelmesine artık cidden razı olacak. Free will demiş şeytan!

4.Katar böyle bir sondan korkmuş olmalı, yada apaçık bir blackmail almış belliki efendisi Amerika’dan ki, Lübnanlı rehineler krizinde pamuk eller cebe yapıp hatrı sayılır bir ücret ödeyerek Amerika’nın manevralarına entegre olduğunu ispatlamış. E Aferin ona! Elbetteki bununla Amerika’nın kağıtları yeniden kardığı günümüzde kendi kartını kullanması için diğer ülkelerin arasında fark yaratmaya çalışmaktadır. Katar’ın her krizden dört ayak üstüne düşerek kurtulmasını Mısır’ın eski dışişleri bakanı Ebu Gayt artık sinir bozucu bulmuş olmalı ki zehir zemberek bir demeç vermiş. Eski bakan, Katar’ın Arap Yarımadası’nı Mısır ve Suudi Arabistan’ın ekseninden çıkarmak istediğini iddia ederek Katar’ı şöyle eleştirmiş: “Katar büyük bir bilmece. Amerikan’ın çıkarlarını kendi çıkarlarına endeksleyerek bölgedeki konumunu güçlendirmek istiyor. Küçük bir ülke olduğu için ve hiçbir ülkeyle tek başına baş edemeyeceği için bölgedeki büyük ülkeleri bölerek küçültme çabası güdüyor. Batı’nın da işine yarıyor bu. Çünkü Batı Sünni İslam’ın büyük devletler şeklinde kaldığı sürece kendisi açısından tehdit oluşturduğunu düşünüyor”.

Yok artık! Aslında evin camdansa komşunun evini taşlamaman gerekir. Amerika niye Sünni İslam’dan korksun be cancağızım? Bu hep böyle süregelmedi mi? Cumhuriyetçiler monarşilere karşı, sosyalistler liberallere karşı, radikaller laiklere karşı… Kavramların içinde birbirinize karşı birbirinizi kırdırırken o sizi bölmedi mi zaten? Şimdi bölünmüş olan senden, din kardeşine karşı planlar yapan senden, İslami kaygısından çok maddi kaygılar güden senden niye korksun? Seni bugün kardeşine satarken, kardeşini de yarın sana satar. Sünni İslam demek bu değilmidir aslında, kapitalist gayeleriyle yalnızlaşan insanlar topluluğu.

5. İran’daki hükümet değişimini fırsat bilen bazı zavallılar asla ayrılmaz bir güç olan Hizbullah-İran ilişkisine zeka katsayıları fazla yeterli gelmemiş ki velayeti fakih düşüncesinin Şiiler içinde bazı bölünmelere neden olduğunu haber yorum köşelerinde dip notlarını da ihmal etmeyerek hararetle savunmuşlar.

Kendi paramparça olmuş durumlarının karşısında Şii Mukavemeti’nin tek vücut olarak üstelik yenilmez bir güçle emperyalistlerin karşısında dimdik ayakta kalması, bir yandan münafıkların açığa çıkmasına neden olurken, diğer yandan gerçek Müminleri de davalarına daha sıkı sarılmalarına neden oluyor.

6.elJazeera’nın kötü günlerde her zaman yazılarına sığındığı gazeteci el-Zaatira ise bugünkü yazısında adeta ağıt yakmış. Mukavemet cephesinin devleti olan İran’ın (şükür Rabbim söyletene) Amerika ile müzakereye başlamasından sonra artık hangi yüzle dünyanın önüne çıkacağının hesabını sormuş. Ha bir de Beşşar’ın korktuğu için kimyasal silahlarını teslim etmeye razı olduğunu yazmadan da edememiş… Yalan Dünya’nın Vasfiye Teyzesi burada olmalıydı şimdi.

 

7. Ve, Cihad Nikahı haberi bu dünyanın elbette olmazsa olmaz haberlerin başını çekiyor. Bu seferde Norveçli iki kıza cazip gelmiş bu nikah ve Suriye’deki mücahitlerin bize ihtiyacı var diye yollara koyulmuşlar. (Kuzum meğer bu insanların hepsi bir fetvaya bakıyormuş..zincirini koparan soluğu Şam’da alıyor).

8. Mısır’da yine el-Kaide mutantının işlediği cinsten bir vahşet yaşanmış ve kilise düğününden çıkan 4 Hristiyan, yüzü kapalı mutantlar tarafından hunharca öldürülmüş. Bizden önce Pakistan olmaya aday adaylıktan asil üyeliğe terfi etmiş Mısır’dan da haberler böyleydi. 

Ne masalım, ne haberlerim içimizi açmadı, açmayacak ta. Ama artık buna alışsak iyi olur.

İmam Humeyni ile ilgili hatıralarını yazan Seyyid Ali Hamanei’nin “Güneşe Övgü” kitabından size iç açıcı, ümit vaat edici, adeta cennetin formülünü sunan birkaç mübarek sözle bitireyim o zaman:

Seyyid Hamanei’nin Pakistan’a yapacağı bir yolculuğu öncesinde İmam Humeyni ona şöyle buyurur:

Amerika, gerici rejimler, Doğu ve Batı tarafından bize yapılan baskılar, bizim İranlı olmamız sebebiyle değildir, aksine İslam sebebiyledir. Allah korusun bir gün dünya bizim İslam’ı ciddiye almadığımızı hissedecek olursa, bir gün müstekbirler bizim İslam üzerine pazarlık yapabileceğimizi, umursamadığımızı hissedecek olursa bu baskılar sona erecektir. Düşman insanı övdüğünde ve düşmanlık etmediğinde, insan kendinden şüphe etmeli. Kötü söz söylediğinde ve baskı yaptığında ise insan mutlu olmalı, yolunun doğru olduğundan emin olmalı.”

 BETÜL HANZALA

KAYNAKLAR

http://www.alquds.co.uk/?p=95159

http://www.almayadeen.net/ar/news/lebanon-kmniysBQd0Oa8qCmAGxktQ/محامي-مصري-يتقدم-ببلاغ-ضد-نصر-الله-ومشعل

http://www.al-monitor.com/pulse/ar/contents/articles/opinion/2013/10/hezbollah-relationship-iran-rouhani.html

http://www.fajerweb.org/article.php?id=1204&cid=25#.UmUoN_nwlYg

http://today.almasryalyoum.com/article2.aspx?ArticleID=400529&IssueID=3025

http://www.aljazeera.net/news/pages/ddff90c6-59b5-4013-be84-64ecd06d5211

http://www.alquds.co.uk/?p=95163

http://www.aljazeera.net/opinions/pages/e1a38618-1384-4702-8e93-4d88dc070de5

http://www.almanar.com.lb/adetails.php?eid=623676&cid=31&fromval=1&frid=31&seccatid=171&s1=1

http://www.alalam.ir/news/1526593